adet görme, adet degisiklikleri, adet gecikmesi, adet neden olur, regl görme, regl agrisi, adet agrisi, adet sancisi

Adet Görme ve Adet Değişiklikleri

 

 


Yumurtarıın döllenmediği için dölyatağına (rahim) yerleşeme- mesi durumunda, döllenmiş yumurtayı kabul etmek üzere ha­zırlanmış olan dölyatağı mukozasının (iç zarının) işlevsel ta­bakası yıkıma uğrar ve kadın cinsel organlarından sıvı kan halinde atılır. Buna âdet kanaması denir.
tik âdet (menarş), ergenlik çağında 11 ile 16 yaşları arasında görülür ve âdet kanaması ortalama 28 günde bir tekrarlanır.
Adet döngüsünün (ya da çevriminin) düzeni hipofiz-hipotalamus ile yumurtalık hormonları arasındaki hassas dengeye bağlıdır. 28 günlük normal döngüde yumurtlama öncesi ve yumurtlama sonrası olmak üzere iki evre vardır. Çoğalıcı evre de denen yumurtlama öncesi evre, âdetin ilk gününden yumurtlamanın gerçekleştiği güne (genellikle 14. gün) de­ğin sürer. Yumurtlama sonrası evre ise 14. günden başlayıp bir sonraki âdetle tamamlanır. İklim, ırk, kalıtım gibi etkenler bu sürelerde ve âdet düzeninde değişiklere neden olabilir.

 


Yumurtalıkların ve dölyatağının (rahim) etkinliği, hipofiz ve hi- potalamusun denetimi altındadır. Ergenlik çağında hipotala- mus, hipofiz bezinin gonadotropinleri (folikül uyarıcı hor- mon-FSH ve lutein yapıcı hormon-LH) salgılamasını sağlayan maddelerin üretimini başlatır.
İlk zamanlarda, foliküllerin olgunlaşmasını sağlayan FSH salgısı da­ha fazladır. Folikül olgunlaşınca hipofizde FSH üretimi azalır ve LH üretimi artar. LH yumurtanın folikülden atılmasını (yumurtlama) vefoli- külün sarı cisme fcorpus luteumj dönüşmesini sağlar. Eşzamanlı olarak progesteron üretimi de artar.
Yumurtanın döllenmemesi durumunda yumurtalığın ürettiği östrojen ve progesteron hormonlarının düzeyi hızla düşer. Böylece bir yandan âdet kanaması başlar, bir yandan da yeni bir âdet çevriminin başlaması için hipofiz ve hipotalamus uyarılır.
Amenore (Âdet Yokluğu)
Ergenlikten önce, gebelik sırasında ve menopozdan sonra âdet görmemeye fizyolojik amenore denir. Patolojik, yani hastalığa bağlı amenore ise birincil ve ikincil olmak üzere iki grupta incelenir. Normal cinsel olgunlaşma döneminin (9-18 yaş arası) geçmesine karşın âdetler başlamamışsa birincil amenore söz konusudur. Normal âdet gören kadınlar­da bir hastalığa bağlı olarak âdetlerin kesilmesine ise ikincil amenore denir. İkincil amenore de geçici ve inatçı olmak üzere iki gruba ayrılır; âdet kısa bir süre için kesilirse geçici, uzun bir süre boyunca görülmezse inatçı olarak nitelenir. Âdet yokluğu çeşitli nedenlerden kaynaklanır. İklim değişiklikleri, ateşli hastalıklar, kronik hastalıklar, psikolojik ger­ginlik ya da örneğin toplama kamplarındaki gibi kötü beslenmeyle aşırı zayıflamaya eşlik eden ruhsal gerginlik du­rumları ve bazı doğumsal yapı bozuklukları âdetlerin uzun ya da kısa sürelerle kesilmesine yol açabilir. Bununla bir­likte en önemli nedenler, iç salgı sisteminden kaynaklananlardır. Doğuştan gelen ön hipofiz bozukluklarında ve hastalıklarında hipofiz bezi yumurtalıkları uyaran hormonları salgılamaz ya da düzensiz olarak salgılar. Yumurtalıkla­rın hastalığında ya da doğuştan gelen bozukluklarında yumurtalıklar hipofiz hormonlarının uyarısına yanıt vermez. Ti­roit bezinin de yumurtalıkların işlevini denetleyici etkisi olduğundan, bu bezin hem aşırı, hem de az çalışmasında amenore ortaya çıkabilir. Benzer biçimde böbreküstü bezlerinin aşın ya da az çalıştığı hastalıklarda âdetler kesilebilir. Bu olguların hepsinde tedavi karmaşıktır; tedavi her zaman hekim kontrolü altında ve doğru bir tanı konduktan sonra yapılmalıdır. Olgunun özelliklerine göre hormonal ve/ya da cerrahi tedavi uygulanabilir.

 

Adet görme üreme çağındaki kadınlara özgü bir durumdur;
ergenlik çağında ilk âdetin (menarş) görülmesiyle başlar ve son adet olan menopozla biter.
Normal olarak üreme çağındaki bir kadın ortalama 28 günde bir dü­zenli olarak âdet görür. Ama bu düzenin bozulduğu durumlar da vardır.
Adetler arasındaki sürenin kısalığı ya da uzunluğu tek başına bir has­talığın göstergesi değildir. Bazı kadınlar ergenlikten başlayarak biraz erken ya da geç âdet görürler ve bu durum bütün üreme çağı boyunca sürer. Bu olgularda âdet ritmindeki farklılıkların tümüyle fizyolojik oldu­ğu söylenebilir. Ama normal aralıklarla âdet gören kadınlarda aniden bu düzenin bozulması ve düzensizliklerin ortaya çıkması bir rahatsızlık bulgusu olarak değerlendirilebilir. Başka bir deyişle âdetler arasında geçen sürenin düzenli olmaması patolojik bir anlam taşır. Genellikle bu gibi bozukluklar tek başlarına görülmez; kanama süresi ve miktarındaki değişikliklerle birlikte ortaya çıkar.
Ergenlikten önce, gebelik sırasında ve menopozdan sonra âdet görmemeye fizyolojik amenore denir. Patolojik, yani hastalığa bağlı amenore ise birincil ve ikincil olmak üzere iki grupta incelenir. Normal cinsel olgunlaşma döneminin (9-18 yaş arası) geçmesine karşın âdetler başlamamışsa birincil amenore söz konusudur. Normal âdet gören kadınlar­da bir hastalığa bağlı olarak âdetlerin kesilmesine ise ikincil amenore denir. İkincil amenore de geçici ve inatçı olmak üzere iki gruba ayrılır; âdet kısa bir süre için kesilirse geçici, uzun bir süre boyunca görülmezse inatçı olarak nitelenir. Âdet yokluğu çeşitli nedenlerden kaynaklanır. İklim değişiklikleri, ateşli hastalıklar, kronik hastalıklar, psikolojik ger­ginlik ya da örneğin toplama kamplarındaki gibi kötü beslenmeyle aşırı zayıflamaya eşlik eden ruhsal gerginlik du­rumları ve bazı doğumsal yapı bozuklukları âdetlerin uzun ya da kısa sürelerle kesilmesine yol açabilir. Bununla bir­likte en önemli nedenler, iç salgı sisteminden kaynaklananlardır. Doğuştan gelen ön hipofiz bozukluklarında ve hastalıklarında hipofiz bezi yumurtalıkları uyaran hormonları salgılamaz ya da düzensiz olarak salgılar. Yumurtalıkla­rın hastalığında ya da doğuştan gelen bozukluklarında yumurtalıklar hipofiz hormonlarının uyarısına yanıt vermez. Ti­roit bezinin de yumurtalıkların işlevini denetleyici etkisi olduğundan, bu bezin hem aşırı, hem de az çalışmasında amenore ortaya çıkabilir. Benzer biçimde böbreküstü bezlerinin aşın ya da az çalıştığı hastalıklarda âdetler kesilebilir. Bu olguların hepsinde tedavi karmaşıktır; tedavi her zaman hekim kontrolü altında ve doğru bir tanı konduktan sonra yapılmalıdır. Olgunun özelliklerine göre hormonal ve/ya da cerrahi tedavi uygulanabilir.

her âdette kaybedilen kan miktarı ortalama 100-200 gram dolayındadır. Bu miktar azaldığında hipomenore, arttığın­da ise hipermenore söz konusudur. Eğer kan kaybı çok ar­tar ve bir kanama niteliğine bürünürse buna menoraji denir. Kanama miktarının yanı sıra âdetler arasındaki sürede de değişiklikler ortaya çı­kabilir. Hipomenoreye bu sürenin uzaması hipermenoreye ise bu sürenin kısalması eşlik eder.
Adetle atılan kan miktarının artması ve kanamanın daha uzun sürme­sinin nedeni, mukozanın ayrılma döneminde dölyatağının kanı durdurma (hemostaz) yeteneğinde bir aksamanın ortaya çıkmasıdır. Eğer dölyatağı mukozasında bir kan toplanması varsa, âdete bağlı olarak ortaya çıkan fizyolojik kan toplanmasının da buna eklenmesi hemostaz mekanizması­nın yetersiz kalmasına yol açar.
Nedenleri ve Tedavisi
Âdet düzenindeki değişiklikler, dölyatağı mukozasından çok uzaktaki organların rahatsızlık ve işlev bozukluklarının belirtisi olabilir. Etkili bir tedavinin uygulanabilmesi için, âdet düzensizliklerine yol açan birincil bozukluğun saptan­ması gerekir. Sorunun belirlenmesi için yapılması gereken birçok tetkik vardır. Her şeyden önce dikkatli bir jinekolo­jik muayene yapılmalıdır. Bu muayeneyle hipermenorenin en sık rastlanan nedenleri olan dölyatağı tümörleri ve po­liplerinin varlığı anlaşılabilir. İkincisi, kanda ve idrarda cinsel hormonların düzeyi saptanmalıdır. Dölyatağı iç yüzeyinin sondayla muayenesi ve küretle kazınarak (kürtaj) alınan örneğin incelenmesi de yapılması gereken tetkik­lerdir. Dölyatağı mukozasının işlevsel durumunu saptamaya yarayan bu tür kürtajın bazı olgularda tedavi edici etkisi de vardır. Sorunun nedeni saptandıktan sonra bunu ortadan kaldırmaya yönelik bir tedavi uygulanmalıdır. Ama hiper­menorenin bir neden değil, belirti olmasına karşın buna hemen müdahale etmek, kan kaybmı ve buna bağlı olarak ge­lişecek kansızlığı önlemek gerekir. Olgulara göre dölyatağı kaslarını kasan ya da kanın pıhtılaşmasını sağlayan ilaçlar verilebilir.

 


 

Ana Sayfa

Sayac Ekle